Sitene Ekle bekleyiş - Blogcu td.title { border-bottom: 1px dashed #333333; } td.leftside { padding: 10px; padding-left: 0px; text-align: justify; } td.rightside { padding: 10px; border-left: 1px dashed #333333; line-height: normal; } td.eyes { padding-left: 10px; padding-bottom: 3px; } div.avatar { float: left; margin: 5px; margin-left: 0px; margin-bottom: 0px; } h2 { font-family: "Trebuchet MS"; verdana, arial, sans-serif; font-size: 20pt; color: #FFFFFF; margin-bottom: 12px; } h3 { font-family: "Trebuchet MS"; verdana, arial, sans-serif; font-size: 10pt; color: #FFFFFF; margin-bottom: 2px; } font.gray { color: #777777; } div.author { margin-top: 3px; margin-bottom: 6px; } a:link { color: #EEEEEE; } a:visited { color: #EEEEEE; } a:hover { color: #6699FF; }



bekleyiş

MUTLU,GÜZEL GÜNLER OLSUN HERKESE...SELAMLAR


26/10/2009 - HANGİ DÜRÜSTLÜK?

Kategori: edebiyat nesir






HANGİ DÜRÜSTLÜK?

 

Yoldan geçen herhangi birini durdurup sorar mısınız dürüstlüğün tarifini?

Çok rica ediyorum

İlk sorunuz: 'Soracaklarıma objektif yanıt verir misiniz?' olsun

Kesinlikle 'evet' yanıtını alırsınız.

Mesela yolda bir cüzdan bulsa ne yapacağını sorun;

Kesin içine bakıp kime ait olduğunu bulmaya çalışacaktır, bulamazsa polise teslim edecektir.

Mesela otobüse yaşlı birisi bindiğinde hiç düşünmeden yer verip vermeyeceğini sorun;

Adım kadar eminim hemen yer verecektir.

Mesela söz verip yapamadığı bir şey olursa ne yapacağını sorun;

Katiyetle üşenmemiştir ve çok önemli bi sebebi vardır.

İşe geç kaldığında sebebini sorun;

Beş dakika daha uyuyayım dememiştir, mutlaka araç kaza yapmıştır ya da otobüs saatinde gelmemiştir.

Ama o dakik ve masumdur.

Misal, bir kıza laf atıldığında ne hissettiğini sorun;

Kesin çok sinirlenmiştir ve asla içten içe beğenildiğini düşünüp mutlu olmamıştır.

Sözleştiği birini, buluşacakları yere varınca aramasını isteyin ve cevabını sorun;

Mutlaka 10 dk sonra orada olacaktır ve leventte olduğu halde asla maslaktayım demeyecektir.

Bir arkadaşı onu davet ettiğinde gitmek istemiyorsa ne diyeceğini sorun;

Eminim doğruyu söyleyecektir, hasta olduğunu ya da önemli bir işi olduğunu söylemeyecektir.

Birisi ona kendisinden hoşlandığını ve görüşmek istediğini söylediğinde, hoşlanmıyorsa ne cevap vereceğini sorun;

Ondan hoşlanmadığını söyleyecektir, asla çok iyi kalpli olduğunu mükemmel bir insan olduğunu söyleyip zaman isteyip oyalamayacaktır.

Bir erkekse sorduğunuz, çok güzel ama tanımadığı, yolda gördüğü bir bayanın ona kur yaptığında ne yapacağını sorun;

Yabancılarla konuşmayacak ve asla yüz vermeyecektir.

Ödevini yapmayan bir öğrencinin evinde mutlaka elektrikler kesilmiştir.

Hiçbir erkek eşini aldatmamıştır ve hiçbir kadın da kocasını.

Herkes sadece pembe yalanlar söylemiştir ve masumdur o yalancıklar.

Ve şimdi bu sorulardan sonra dürüstlüğün tarifini isteyin

Yaptıkları mükemmel dürüstlük tarifine kendileri de inanacaklardır.

O tarifin baş kahramanı bile yapacaklardır kendilerini...

Şöyle ki, günümüz ortamında dürüstlük namına sadece tohumcuklar kaldı.

İnsanlar geçim ve para derdinde ve bu yolda herşey mübah artık ve çok yazık...

Rasyonel karar alma, çağdaş insanı tanımlayan sıfatlardan,

Bunun açıklamasını sorunca da kendi çıkarlarını düşünmek cevabını alıyoruz.

Öyle olunca bu anlayışta bu düzende dürüstlük eriyip gidiyor...

Bunları yazan ben, bu kadar laf söyleyen ben ne kadar dürüstüm?

Emin olun yeterince değil,

Hiçbirimiz yeterince değil,

Yeterince dürüst olabilenlere sonsuz saygılarımı sunarım

Ve bunu yaşattıkları için kendilerine minnettarım.

Sağolun,varolun!!!....                                                                                                                                                        

 

 

                                                                                                                FEYZA YILMAZ 25/10/2009 PAZAR

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

26/10/2009 - BİR TEMİZ YOLCULUK

Kategori: edebiyat nazim










 

 

 

BİR TEMİZ YOLCULUK


  

Musluk açıldı, Bismillah...

Mümin elini uzattı berrak suya, mümine niyet eyledi mevlasına.

Ovaladı ellerini, çekip dünyadan; hilalledi parmakların arasını cehennemin odundan.

Çalkalayıverdi ağzını, tükürdü küfrü günahı; üç defada attı dilinden kötü kelamı.

Kibir burunda saklıdır ya hani, üç defa da suyla kovaladı kibrini.

Açtı haşmetiyle avuçlarını, suyla doldurdu ve yüzüne çarptı üç kez; günahın karasını sildi çehresinden.

Sağ ve sol kolunu dirseğin dört parmak ötesine kadar serinletti üçer defa.

Sağ elini uzattı suya, silkeleyip başına sürdü, kafasına konan şeytani fikri sürdü zindana.

Ve şimdi iki elini yıkadı, silkeledi damla damla parmak uçlarından irinler döküldü,

Aldı serçe parmaklarını kulak içine ve baş parmaklarını kulak arkasına, bir güzel yok etti işittiği zararı.

Sağ ayağını ve sonra da sol, kötü yoldan alıkoyup tövbe edercesine yıkadı; cehennem ateşindense hilalledi parmak aralarını.

ELHAMDÜLİLLAH...

Giyindi temizi, serdi seccadesini bir yolculuk zamanı şimdi.

Sağ ayak ve arkasından takip eden sol ayak, adım attı seccadesine;

Ve dilinde: ' Sana geliyorum Rabbim'.

Tevbe-i İstiğfar ve niyet etti, böylece dünyadan ayrıldı.

Subhaneke ile övdü Mevlasını, Fatiha ile etti duasını.

Kurandan inci sureler sundu dili döndüğünce,

Eğildi rukuda şimdi: ' Ben acizim Rabbim, sen yücesin; sana yaklaşırken bana eğilmek düşer' der gibi.

Namazda yol aldıkça her hareketinde 'ALLAHUEKBER'  Allah'ın emridir, Allah büyüktür, Allah en büyüktür...

Doğruldu ve hazırlandı, Yaradan ile başbaşa kalacağı yere gitmeye

ALLAHUEKBER...

Şimdi huzurda, en yakında; baş, iki eli ve burnu iki baş parmağı arasında,

Oldukça karanlık Mevla yakınında onu izler, kul aciz göremez lakin heyecan dorukta,

'Fısıldasa Rab baş ucunda' ,başparmakları birleşip sırat olmuş önüne,

Düşecek mi geçecek mi onun telaşıyla kalpten gelen: 'SUBHANE RABBİYEL ALA'

Ve bir daha ve bir daha...

Tahiyyat var ki; içi titreyecek, eller bacakların üzerinde yön kıbleye.

Gözler kendi üzerinde, kirpikler yere doğru,

Yanaklarda süzülen haya damlaları, çünkü Rabbin'in bakışlarını hissediyor üzerinde.

Sanki başını kaldırsa gözlerini dikse ufka görecek Allah Tealayı, lakin haya!

Gözleri içinde biriken yaşla buğulanacak bakışları, ellerini göremez olacak...

İşte yok oldu dünyadan, bırakıverdi kendini namaza ve Efendisinin(s.a.v.) sözü misali

Namaz nehir idi ve mümin namazla aktı, bu diyardan rahmet diyarına...

ES-SELAMUNALEYKÜM VERAHMETULLAH...

Selam verdi ve döndü beşer dünyaya.

Yolcu! Hayırlı yolcu döndü hayırlı yolculuğundan...

Selam olsun namaz yolcularına...

 

 

                                                                                                                                                                        FEYZA YILMAZ

                                                                                                                                                                   25/10/2009 PAZAR

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

26/10/2009 - TAVSİYE

Kategori: edebiyat nesir


Haşa ben kimim ki, kime ne tavsiye edeyim?

Ama gördüm,

Ama yaşadım,

Ama inandım,

Ama yanıldım,

Ama güldüm,

Ama ağladım,

Ama denedim...

Öyleyse bunları bilmeyen milyonda bir varsa

Söyleyeceklerim sadece o milyonda bire;

Sakın haksızlık yapılan bir yerde hemen öne atılma, bekle bir kişi çıksın senden önce,

Yoksa vah haline yakarlar, işin sonucu: Suçlarken suçlanırsın.

Sakın önüne gelene derdini anlatma, dert büyür derya olur.

Herkese hemen güvenme bir kişi bile olsa yeter ama sağlam olsun,

İşte derdini ona anlat yeter.

Otobüste orta yaşlı bir adam yer veriyorsa oturma, reddet;

Yoksa inene kadar utanmadan hakkıymış gibi süzer seni.

Yolda saati soran bir erkekse önce koluna bak, rezil olma.

Adres bilmiyorsan sokaktaki adama değil bir dükkana, büfeye bakkala .. sor,

Sonra vardığın yer aradığın yer şaşmasın.

Bir arkadaş vasıtasıyla bir erkekle tanışma, aşık olamazsın,

Mutlu olmayı planlarsın sadece ama olamazsın.

Gitmek istemediğin yere gitme, gittiğinde zaman durur, daralırsın.

Yolda düşersen kendine gül yoksa sana gülenlere bozulursun.

Zaafını belli etme, yoksa oradan vurmaya çalışırlar.

Bir bela geldiğinde, hayra çevrileceğine inan o zaman canın yanmaz.

Bir hayır geldiğinde şükret artacağına inan,o zaman huzurun artar.

Sığınacaksan Allah' a sığın, O sığınılacak en güzel limandır.

Mümkünse yalan söyleme elin, ayağın, kaşın, gözün bir yerin açık verir.

Acı çekiyorsan, güçlü olmaya çalışma yalnızken hüngür hüngür ağla,

Başka türlü rahatlayamazsın.

Yastığa başını koyduğunda istediğin hayali kur sınır tanıma, en azından mutlu uyu.

Başkaları için üzül, dua et; sosyal faaliyet yapmışçasına vicdanını rahatlat.

Tabi sosyal faaliyetlere katılma diyorum sanma.

Büyük hata yapanları affetme, taviz tavizi getirir.

Ama gerektiğinde affedici ol ki kazanan taraf olasın.

Yabancı dilde yazılmış bir şeyi okuyamıyorsun diye konuyu kapatma,

Doğal olan bu zaten, bilmek bir artı sadece.

Alışveriş yaparken indirim iste, ' hadi sana şu olsun' dediklerinde inanma,

İndirdiği fiyat zaten hakkının üzerinde karlıdır.

Mucizelere inan ama mucizeye odaklanma.

İnsanları giysilerinden yargılama, sonra düşündüklerin için utanabilirsin.

 

 

                                                                         FEYZA YILMAZ
                                                                        26.10.2009 PAZARTESİ

                                                                       
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

2/10/2009 - SELAM OLSUN

Kategori: edebiyat nazim
Selam olsun iki satırla buradan oraya,
Selam olsun bu andan o ana
Selam olsun yapraktan toğrağa
Bin selam benden...
Simitçiye ,biletçiye,
Şoföre, bastonlu amcaya, raydan akan tramvaya...
Bir selam dilimden, bin selam gönülden,
Selam olsun!
Benden bize, bir elden diğerine,
Genç sıcak bir elden,  titreyen üşümüş bir teyzemin eline; hürmetle selam olsun...
Camda eşinin iş dönüşünü bekleyen hanıma,
Yorgun ama mesainin bitmesini bekleyen bıkkın simalı işçiye,
Dersten çıkmış eve giden, müzik notalarıyla harflerin baskısını atan beyinlere
Selam olsun...
Herkese, herşeye, uçan kuşa, duran taşa,
Gelenlere, gidenlere, kaçanlara, göçenlere
Sevenlere hatta sevmeyenlere de selam olsun...
Erlere, yarenlere, ablalara abilere..
Minik ve koca yüreklere.
Selam olsun!
Selam olsun!..



                                                                                                         Feyza YILMAZ/ karalama/ dönüş
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

7/4/2009 - ÇOK KÜÇÜKTÜM BABA...

Kategori: edebiyat nazim


 


ÇOK KÜÇÜKTÜM BABA...

Annem şuursuzca ağlıyordu, dolu dolu akan gözyaşlarını gördüm.

Bütün bedenimi garip bir korku sarmaladı, yaşıyorken say ki öldüm.

Soramadım 'NİYE' diye, teselli edemedim 'ağlama' diye...

Nedenini bilmediğim bir acıya ortak oldum, kendi adıma ağlayarak,

O gece gelmedi babam...

Sanki yıllardır görmemişcesine özledim, neredeydi bilmeden,

Babamı sordum anneme 'nerede' diye; yarasını kanatmışım bilmeden.

Aynı sahneyi yaşıyorduk, yine kederi hat safhada taşıyorduk.

Dünkü gözyaşlarıyla aynı türdendi bugün akıttığı da.

Anlayabileceğim tek kelam etmedi, geveleyip durdu da!

Okula gittim çantamda soru işaretleri???

Hergün okulda aklıma bile gelmeyen babamı NE İÇİN delice özlüyordum?

9 yaşında sıradan ve küçüktüm baba!

Eve geldim; annem hararetli telefon görüşmeleri yaparken,

Bir elinde sigara bir elinde telefon hem konuşup hem ağlarken,

O sırada duymuştum babamın yerini ve annem gördü beni yıkılırken.

DEMİR parmaklıklar...



Ben filmlerden bilirdim hapisliği, o da birkaç sahne,

Hep başrol bıçaklanırdı, mapus ağası tarafından sinsice ve köhnede

Eyvahhh diyordum!!!

Babam, ya birşey olursa?

Çok küçüktüm BABA, sana hasret kalmak için çok küçüktüm...

Ve o gece, babamsız ikinci upuzun gece,

Yemek yiyemiyorduk, ya babamın karnı açsa?

Uyuyamıyorduk, ya babam uyumuyorsa?

Isınamıyorduk, ya babam üşüyorsa?

Ya babam?

Ya babam, ya babam...

Nasıldı, ne yapıyordu, acı çekiyor muydu?

Günler geçiyordu sensiz mutsuz günler ve ben hala küçüktüm baba!

Evimizin kirası vardı, ödenemeyen,

Faturalarımız, borçlarımız ve hatta boş cüzdanlarımız bile vardı;

Ama telaşla aradığımız ekmek parası yoktu evin hiçbir köşesinde...

Dayılarımız, amcalarımız, teyzelerimiz, halalarımız da vardı ama akrabamız yoktu!

Akrabamız olmadığını öğrenmek için çok küçüktüm baba...

Sokağa çıksam, güneşi görsem ağlayasım geliyordu ve nefesimi tutasım;

Babamın alamadığı nefesi istemiyordum ve göremediği güneşi de.

Bir an gülsem, sadece küçüçük bir tek saniye,

Sonrası gök gürültülü, sağnak bir yağmur oluyordu gözlerimde.

İçimde depremler, içimde yangınlar, seller, fırtınalar...

Her halde, her şartta yıkık bir ruhu taşımaktan şikayetçi bedenim.

9 yaşında, akşam gelirken getireceğin çikolatayı heyecanla beklemek istiyordum baba!

Bir tanıdık görrdüğümüzde babamı sormalarından nefret ettim.

Acımalarından ve o duyguyla başımı okşamalarından,

Ve...

Cebime iki üç kuruş sıkıştırıp

Sonra bunu bütün dünyaya anlatmalarından nefret ettim!

Yüzüme dua edip sonra babası söyleymiş böyleymiş demelerinden de nefret ettim.

En çok da onlardan, kendilerinden nefret ettim.

Bu yaşta nefreti tatmalı mıydım baba?

Babamı sevmeyi öğreniyordum.

Gün geçtikçe kuvvetlenen bir aşktı babamM.

Her gece başımı yastığa koyduğumda, kapıdan girişini ve koşarak sarıldığımı hayal ediyordum.

Hayal bitince uykuya dalıyor, rüyamda aynı devam ediyordum.

Ne şen şakrak bir çocuktum artık ne de konuşkan...

Ayrılık gönlümden çoçukluğumu aldı ve dilimden sözcüklerimi.

Sınıfta birisi babasından bahsetse onu öldüresim geliyordu.

Yolda bir taş görsem mutlaka tekme atıyordum.

Öğretmen birşey sorsa ve dikkatim onda değilse 'efendim baba' diyordum.

Hatta bir keresinde 'ay bakın arkadasınız beni babası kadar seviyor' dedi.

Öyle bir kinle baktım ki hocaya; bir daha belki benimle şakalaşmazdı.

Benim babamla kendini nasıl bir tutardı?

O benim babamdı!!!

Haddine düşer miydi kıyaslamak?



Sensizliği yaşayıp seni hayal etmek benim günlük bir oyunumdu.

Elimden tutup yürüyüşümüz için tam yaşımdaydım baba!

Özgüvenimin oluşamadan harap olması, hiç iyi olmadı baba...

9 yaşındaydım;

Ergin, olgun ve koca bir insan vardı kısacık boyumda.

Henüz erkendi buna baba...

Yüzüm, boyum posum değişecekti, belki huyum da.

Tanıyacak mıydın beni adımı söylemesem?

Bu benim yavrum dİyebilecek miydin yıllar sonra?

Ben babasızlık için çok küçüktüm.

Ben lidersiz kalmış bir ulus olmak için çok güçsüzdüm baba...

BABA! diye seslenişlerim ve 'EFENDİM YAVRUM' deyişlerin olmalıydı çocukluğumda.

Sitem etmek için de çok küçüktüm be BABA...

AHHH...

Ah babam AHHH!!!

İçimdeki boşluk mirasın kaldı bana AH BABAM AHH...


                                                                                            MART- 2009

                                                                                           Feyza YILMAZ


Yorum (14) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/4/2009 - İKİ GÖNÜL BİR OLMAYINCA...

Kategori: edebiyat nazim



İKİ GÖNÜL BİR OLMAYINCA...

Duygularım karmaşık,

Gönlüm ok işaretlerine bakıyorken, sözcüklerim çatışık,

Bu ne ola ki garip birşey aşk değil sanki değişik

Biliyorum iki gönül var bitişik

Ama biliyorum olamaz yakışık

Aslında sadece düşüncelerimiz birleşik

Mantıksal olarak ruhlarımız ilişik

Öyle bir hata olursun ki, mutsuzluk sebebi hatta

Çünkü bir gün farkederim seni sevmediğimi mutlaka

Çünkü birgün mantığı atabilirim birkenara

Olur ya aklımı kaybederim

Elimde bir tek kalbim kalırsa, içinde aşksız bir sen görebilirim

Şimdi aradığım şartlarımsın sadece, ekleyebileceğin bir şey yok buna

Beni içine alan bakışların yok mesela ve asıl gerekli olan bu bana

Ne bileyim elini tutmayı hayal edemiyorum istemiyor içim

Kusura bakma, aşkım diyecek olsam titremez içim

Yani olamam senle, seviyorum deyip de aldatamam seni

Olursa ki eğer senin gözlerin güler belki ama bu ağlatır benimkileri

En iyisi hep arkadaşın bil öyle sev beni...



27.12.2008/cumartesi

Feyza Yılmaz.

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

22/3/2009 - AH İNATÇI GÖNÜL...

Kategori: edebiyat nazim





AH İNATÇI GÖNÜL

 

'Aşkı yürürlüğe koyma şavaşı...'

Ne fena bir illettir; ille de koyacaksın yürürlüğe.

Hiç düşünmeden layikatini ve layikatimi,

Koyacaksın ille de

Ya kabul ettireceksin sevdanı ya kabul ettirceksin!

Ya yanlışsa,

Ya o değilse,

Ya beklediğin başkasıysa,

Ve yanılıyorsan;

İhtimalleri atmışsın kafandan.

Koy bakalım yürürlüğe.

Sonun hayır ola gönül...

 

NOT: Tırnak içindeki cümle MEHMET AKİF İNAN' a aittir.

 

                                                                                                                                                  Feyza YILMAZ

                                                                                                            22.03.2009- akşam üstü blog seyahatinde

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

21/3/2009 - VATANDAN HAİNE

Kategori: edebiyat nazim




VATANDAN  HAİNE


Çek elini,

Bembeyaz sayfalarımızdan.

Çek gözlerini,

Anaların yavrularından.

Dokunma! Çünkü BİZİM!

Dokunma! Çünkü pis ellerin.

Çabalama bölemezsin.

Kan dökersin ama bölemezsin.

Her gözyaşında daha kuvvetleniriz.

Ölümse vatan bedeli üstleniriz.

Ölürsek melekler karşılar bizi;

Oysa zebaniler bile lanetler sizi!

Halbuki ne bizdik ne siz, birdik.

Ötekini de sevdik, berikini de sevdik.

Lakin sana yetmedi mutluluk, yetmedi!

Ne kin gütmüşsün ki bitmedi.

Yatağında huzurlu musun öldürdüğün asker başına?

Düşündün mü öldüğünde ne yazacaklar mezar taşına?

Hevesleslenmee sakın ola!!!

Bırak mezar taşını kefen bile haram sana.

Öyle bir ölüm olacak ki seninki; arkandan yas tutmayacak sana aslanım diyenler.

Dağ başında nöbet tuttuğun yere, yeni bir sen koyacak yerin dolmaz diyenler.

Adını unutacaklar hemen, seni kardeş bilenler.

Veee...

Bedenin dağın bir köşesinde koka koka solup kuruyacak.

Vahh!!!

Seni doğuran anacağızın ağlayacak olsa utanacak.

Haberlerde adını söyleyecekler; 'bir terörist öldürüldü' diye ve şükür nidaları yükselecek ağızlardan.

Oysa benim mehmedim değişmeyecek, yerine başkası geçmeyecek.

Dualarda baş tacı olacak, gözlerin inci damlası kalacak.

Azrail şehidimden haya edecek.

Toprak şehidimin kanıyla şereflenecek, nuru toprağa sızacak...

Şehidim anası yanıp kavrulacak, ama en çok o gururlanacak!

Varsın olsun,

Genç yiğitler feda olsun.

Ama,

Yine güvercinler dallara konsun.

İstiklal marşı hep coşkuyla okunsun.

Al bayrağım şehit kanıyla dolsun.

Varsın olsun,

Yeter ki vatan sağolsun!!!

                                                                                                   Feyza YILMAZ

                                                                                                   

20/03/2009



Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

20/3/2009 - İKİ LAKLAK

Kategori: edebiyat nazim





               İKİ LAKLAK
 

iki lise arkadaşı yolda karşılaşırlar,önce garip garip bakışırlar

sonra zihinlerinin bir köşesinden bir tınnnkk sesi ile aynı fikirde çakışırlar

bir adım ve bır adım daha sonra:

Merhaba nasılsınız?

-İyiyiz kanka, sen ne alemdesin?

Aileniz nasıllar? Afiyettedirler umarım.

-Peder bey beni eve almadığından bilemem de, valide ağlıyordur.

Görüşmeyeli epey oldu, neler yapıyorsunuz?

-Hayatı keşfediyoruz güzelim, o bizi keşfetmeden,

Biz feleğe çakıyoruz felek bize, anlayacağın büyük derbi.

Çok karamsar ve vurdumduymaz gözüküyorsunuz.

-Ne yapalım anam, çal bir darbuka göbek atayım istersen;

Bir de şarkı patlatayım sana kargadan ödünç aldığım sesle.

Aman efendim dalga mı geçiyorsunuz benimle?

-Kafaya alayım dedim de olmadı; kafanı patlatıyorum.

Ne diye durdun da benle laklak yapıyorsun be kızım?

Ben hayatı dalgaya almışım, sen dalgayı hayattan çıkarmışsın.

İkimizin de 'he' diyeceği tek bir lakırdı yok.

Senin cevapların benim sorularıma ait değil; benim sorularımın cevabını veremezsin.

Allah baba derler ya bizim sokağın büyük adamları

Sitem ederim işte neden diye,

Aslında kendime sitemim; ense yapayım dedim,

Enselendik hayata.

Sen aldın yürüdün gittin.

Biz kaldık kırmızı ışıkta.

Şimdi ne desem fasarya...

Biz attık tutmadı be taka sen yaptın oldu.

Biz yapamaz değildik de yapmadık işte.

İşin gücün vardır, haydi naşla bakalım.

Aa hadi biz de yolumuza bakalım.

Pekala, iyi günler efendim.

-Yolun açık ola güzelim...
                                                                                          
                                                                                            
Feyza YILMAZ
                                                                                            18.03.2009

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

20/3/2009 - soğuk bir gecede






SOĞUK BİR GECEDE

Titriyor yapraklar önce, kontrolden çıkmış bir rüzgarla

Çarpıyor suratıma suratıma en ağır tokatıyla.

Çatlayıveriyor dudaklarım, kaskatı şimdi; kuru ve donuk,

Ellerimde çizgiler çoğalıyor, sanki yaşlılık çöküyor, içim buruk

Ve şimdi beyaz başlıyor,

Küçük küçük, tane tane ama istikrarlı; yağıyor da yağıyor.

Ellerim kıpkırmızı, canı çekildi ayaklarımın,

Çaresizlik bu olmalı, ısınamamak; donuşunu izliyorum nefesimin,

Bakışlarım sonra, baktığım yerde kalan bakışlarım,

Bir süre sonra görmez olan gözlerim; beyaz, kara mı beyaz mı?

Seçemiyorum artık neyin ne olduğunu, kararsızım buz mu ayaz mı?

Avuç içlerim bir çöküntü halinde ve morarmış; dokunsam bin acı

Ah şimdi bir ateş yaksam; söndürmese beyaz kırmızıyı.

Kor kor yanan kırmızı olmasa bile turuncu olsa ateşim,

Eritse buz tutan bedenimi, akıversem usulca, canlansa hislerim

Ve bir an hissetsem acıyı, elimin ateşte yandığıyla,

Yine insan olabilmenin idrakine varsam, sıcağa erişsem, susuzun suya kandığıyla.

Soğuk çok soğuk...

Şimdi sadece hayallerim var:  Sıcak, çok sıcak...

Az sonra bir basamak daha üşüyeceğim belki,

Kimbilir belki de son basamak.

Bir ricam var: Az biraz sıcağın farkına varsak!!!

                                                                                                    Feyza YILMAZ

                                                                                             Bolu/ Gerede- şubat 2009

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

----HOŞGELDİNİZ----

Umarım güzel vakit geçirirsiniz yorumlarınızı bekliyorum. Her yazının altındaki 'yorumyaz' seçeneğine tıklayarak yorum yazabilirsiniz.

-----FEYZA YILMAZ-----




Hakkımda

Bir ömür bazen, bazense bir an ama bekleriz hep bir şeyleri; bekleriz umutla umutsuzca..Çaresizliğin çaresi bekleyiş...


Son Yazılarım HANGİ DÜRÜSTLÜK?
BİR TEMİZ YOLCULUK
TAVSİYE
SELAM OLSUN
ÇOK KÜÇÜKTÜM BABA...
İKİ GÖNÜL BİR OLMAYINCA...
AH İNATÇI GÖNÜL...
VATANDAN HAİNE
İKİ LAKLAK
soğuk bir gecede
VİRANE ŞEHİR
YALNIZ ADAM
KARDEŞİME MEKTUP
ANALİZ
BİR ÇOCUK AĞLIYOR...
YAĞMUR GELDİ KAPIYI AÇ...
MEVLİD-İ NEBİ
YARİM İSTANBUL..
BÜLBÜLÜN GÜLÜ...
EY İSTASYON...



Bağlantılar Ana Sayfa
Profilim
Arşiv



Arkadaşlarım mehmet toprak
vaktivisal
mehmettturkmen
İsmail Hakkı GÜRGENBURAN
muratena
mehmet gelir
mahmut turhan
azmavi
fzehra
egitimspormizah
sarimutfak
rufeydem
filbahar
vuslatimkizkulesi
sablonturk
sadiyedemir
sevdadandir
leylimecnun
ugurartuk
corpse7
nurtaneleri
seyyahcagri
millipark
mutluluklardiyarim
gulungoncasi
sahraninkaleminden
badisabaa
bilginerdogan
uyanangenclik
bitkimucizeleri
nurullahkul